SENDİKA ŞUBEMİZDEN HABERLER \ DUYURULAR
|
28 Mayıs 2009 Perşembe günü, sabah 04.00 dolayından itibaren başta İzmir olmak üzere, Ankara, Van ve Manisa illerinde 36 KESK yönetici ve üyesi gözaltına alınmıştır. 7 Mart 2009 Cumartesi akşamı Fatsa Dolunay Motelde düzenlediğimiz Geleneksel Dayanışma yemeğimize katılan bütün üyelerimize ve sendika dostlarımıza teşekkür ederiz. Yemeğimize yoğun bir katılımın olduğunu görmek bizleri ayrıca çok mutlu etti. Yemekte bir konuşma yapan Temsilcilik Başkanımız Ahmet ÇETİN Eğitim Sene yapılan saldırılara dikkat çekti ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlara günün nedeniyle de Türkiye’deki emekçi kadınların sorunlarına değindi. Ahmet ÇETİN konuşmasında “Eğitim emekçilerinin haklarına dönük saldırganlığın giderek arttığı bir dönemi yaşıyoruz. Çocuklarımızın kamusal, parasız eğitim hakkını gasp eden, eğitimde var olan eşitsizlikleri derinleştiren, piyasacılığı ve gericiliği teşvik eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Şimdi görüyoruz ki bazı “sendika”lar, Eğitim Sen’in mücadeleci, ilkeli, tutarlı çizgisinin karşısında asılsız, mesnetsiz tutum geliştiriyorlar. Laik, bilimsel-demokratik ve kamusal bir anlayışa dayalı eğitim mücadelesini sahiplenemeyen, eğitim ve bilim emekçilerinin haklarını savunmak yerine çareyi Eğitim Sen’e iftira etmekte gören bu anlayışlarla nereye varılabilir? Değerli konuklarımız dayanışma yemeğimizi bugün yapmamızın bir nedeni daha var, yarın Dünya emekçi kadınlar günü. Ülkemizde birçok alanda olduğu gibi 8 Martlarda da riyakârlık diz boyu. Yarından itibaren gazetelerde, televizyonlarda göreceksiniz. Kadını toplumdan soyutlayanlar, onların taleplerine kulak tıkayanlar, onları eve, çarşafa kapatanlar, onların emeğini sömürenler sırayla onların “Kadınlar Günü’nü”(!) kutlayacaklar Buna asla izin vermeyeceğiz. Çünkü yarın kadınlar günü değil Emekçi kadınlar günüdür. Kadının yeri evidir, kadın narin bir çiçek gibidir söylemlerinin sahipleri, bu kalıplara uymayan kadınları idam sehpalarına çıkarmaktan da çekinmediler. Kadını "isyan" edemez bir toplumsal yapıya hapsetmek, onun kendini güçsüz, çaresiz, narin-her an kırılabilir, dayanıksız görmesini sağlamak, halkın yarısını etkisizleştirmek demektir. ……… Bizler Fatsa eğitim sen temsilciliği olarak bütün emekçi kadınlarımızın bu onurlu mücadelelerini saygıyla selamlıyor ve günlerini kutluyoruz.” Daha sonra kadınlar adına sendika üyemiz Nuray BAŞ bir konuşma yaptı. Konuşmaların ardından üyelerimiz ve dostlarımız doyumsuz bir müzik eşliğinde geç saatlere kadar eğlendiler. Eğitim Sen Fatsa Temsilciliği tarafından Fatsa Cumhuriyet Meydanı’nda, gündemde olan küresel krizi ve hükümetin yapmış olduğu zamlara yönelik basın açıklaması yapıldı. Protesto gösterileri sırasında, AKP zamlarını al başına çal, Susma sustukça sıra sana gelecek, Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek şeklinde sloganlar atıldı. Ayrıca eylemde, 29 Kasımda KESK ve DİSK tarafından Ankara’da düzenlenecek olan Krize, İşsizliğe, Yoksulluğa ve Zamlara Karşı Emek, Barış ve Demokrasi Mitingine katılmak üzere Ankara’ya gelmeleri yönünde halka çağrı yapıldı. Eylem sırasında açıklama yapan Eğitim Sen Fatsa Temsilcisi Ahmet Çetin; Hükümetin bir türlü kabullenmek istemediği ekonomik kriz, her geçen gün etkisini daha da fazla hissettiriyor. Üstelik hükümetin görmezden gelmesi krizi ortadan kaldırmadığı gibi, sonuçlarının daha da ağır olmasına yol açıyor. Daha kış başlamadan, halkımızın büyük bir çoğunluğu, bu kışı nasıl geçireceğinin derdine düşmüş bulunuyor. Başta kömür ve elektrik olmak üzere temel ihtiyaç maddelerine yapılan fahiş zamlar, halkın gündelik yaşamını olumsuz etkiliyor. Geniş bir toplumsal karşı çıkış yaratılamazsa, bu zamlar artarak devam edeceğe benziyor. Son dönemlerdeki bu zamlara karşın bölgemizin tek geçim kaynağı olan fındık fiyatları maalesef dip yapmıştır. Fındık üreticilerimiz adeta açlığa mahkûm edilmiştir. Çok fazla borcu bulunmayan bir avuç üreticimiz dahi serbest piyasanın birazcık üzerinden TMO ya fındık verdiği için sevinirken onun da parasını alamadığı için mağdur edilmiş fındığa yaptığı masrafını dahi alamamıştır dedi. ÇETİN; Yaşanan bu krizden okullarımız da nasibini almış durumdadır. Kış geldi ama hala okullarımızın kömürü gelmedi. Okullarımızda emekliye ayrılan memur ve hizmetlilerin yerine atama yapılmıyor. Okullarımızda çalışan hizmetli ve güvenlik görevlilerinin ücreti velilerin sırtına yıkıldı. Milli eğitim alanındaki yatırımlar durduruldu. Benim dönemimde cumhuriyet tarihinin en büyük en büyük eğitim yatırımı yapıldı diyen milli eğitim bakanı gelsin Fatsa’daki sınıfların durumunu bir görsün. 21. yüzyılda hala 50 kişilik sınıflarda bodrum katlarında eğitim yapılmaya çalışılıyor. AKP Hükümeti görmek istemese de, bugünkü Türkiye’nin acı tablosu budur! Ve ne yazık ki, durum daha da kötüleşmektedir. Hükümet bu kötü tabloyu değiştirmek, gelir adaletsizliğini ortadan kaldırmak, işsizleşmeyi ve yoksullaşmayı durdurmak, refah ve istihdamı arttırmak, toplumun tüm kesimlerinin demokratik taleplerini karşılamak için derhal adım atmalıdır şeklinde ifadelerde bulundu. EĞİTİM SEN FATSA TEMSİLCİLİĞİ: Köy Enstitüleri, Anadolu’nun birer aydınlanma meşaleleri olarak 17 Nisan 1940’ta kuruldu. Bugün Köy Enstitülerinin 69. kuruluş yıldönümü kutlanıyor. Köy Enstitüleri aydınlamanın taşıyıcısı olmuştur. Eğitimi yalnızca bilgi verme süreci olarak görmeyen Köy Enstitüsü hayatın tamamını kapsayan bir eğitim sürecini hayata geçirmiştir. Bugün dahi öğrencileri okutulmaktan kaçınılan dünya ve Türk edebiyatına ilişkin klasikler eğitimin temel kitapları olmuştur. Köy Enstitüleri’nin kapatılması bu anlamda aydınlanma sürecinin durdurulması anlamına gelmiştir. Köy Enstitüleri, bugün hurafelerle doldurulmaya çalışılan gerici eğitim anlayışına karşı aydınlanmacı eğitimi, ticarileştirilen/halkla bağı kopartılan eğitim anlayışına karşı da toplumcu eğitim anlayışını işaret eder. Eğitim Sen laik, demokratik, bilimsel, çağdaş eğitimden yana mücadelesinde Köy Enstitüleri’nin aydınlanmacı anlayışından güç almakta, onu sahiplenmektedir. Köy Enstitüleri yalnızca öğretmen yetiştiren kuruluşlar olmayıp, bulunduğu çevreyi araştıran, geliştiren ve çevrenin kalkınmasını da üstlenmiş kurumlar olarak ortaya çıkmıştır. Bu anlamda yerine getirdiği işlevin önemi tartışılamaz. Köy Enstitüleri kırsal yörede toplumsal, ekonomik ve kültürel kalkınmayı sağlamak; bu alanda ilgili gerekli elemanları yetiştirmek için kurulan yapılar olmuştur. Bu dönemde köy çocukları eğitildikten sonra köylerine tarımda, işte, sanatta, zenaatta ve sağlık alanlarında öğretmen olarak geri gönderilmişlerdir. Çok değişik ve çarpıcı bir girişim olan Köy Enstitüleri hareketi belki de dünyaya örnek bir projedir. Ne yazık ki önemi halen yeterince anlaşılamamıştır. Köy Enstitülerinin başlıca amacı kırsal alanı kalkındırmak, köylüyü eğitmek ve eğitmenlerle köylüyü üretici duruma getirmekti. Köy Enstitülerinde yaşam, dönemin öğretmen ve öğrencilerinin anlatımı ile tam “birliktelik, katılım, yetki” ve "sorumluluk" eksenlerine oturtulmuştur. Enstitülerde kararlar yönetici-öğretici-öğrenci üçlüsünün katkı ve onayıyla alınmıştır. Köy Enstitülerine eğitim anlamında yüklenen sorumluluk ağır ve anlamlıdır. Köy Enstitülerindeki anlayış o dönemde "Eğitim, üretim içindedir" şiarıdır. Hep beraber ülkeyi kalkındırmak için üretmek ve hayata birlikte bakmaktır. O döneme ülkemizin karşı karşıya bulunduğu zorlu koşullar ve uluslararası dinamiklerin ülkemiz üzerinde kurdukları psikolojik etkinin sonucu köy enstitülerin soğuk savaşa kurban edilip kısa sürede kapatılarak tarihin raflarına kaldırılmıştır. Bunu takip eden süreçte ülkenin aydınlık geleceğinin eğitim projesi önce yatılı öğretmen okullarına, sonra yatılı okula, sonra da normal lise eğitimine zamana yayılarak bertaraf edilmiştir. Bugün öğretmen yetiştirmeden başlayarak eğitim sisteminin yaşadığı pek çok sorunun kaynağında Köy Enstitülerinin kapatılması yatmaktadır. Köy Enstitülerinin kapatılması ülkemizdeki aydınlanma sürecinin durdurulması ve demokratik işleyişin sekteye uğratılması anlamına gelmiş, genel anlamda da demokrasimizin derin bir yara alması sonucunu doğurmuştur. "Aydınlanma ocaklarının" tamamen kapatıldığı 1950’li yıllar ayni zamanda Türkiye gericiliğin, bağnazlığın safına siyasi iktidar eliyle geçtiği yıllar olmuştur. Enstitülerin kapatılması Türkiye’nin aydınlanma tarihinde gericiliğin zaferi olarak yerini almıştır. Eğitim Sen Köy Enstitüleri’nin ilerici, demokrat ve aydınlanmacı geleneğine sahip çıkmaya devam edecektir.
Geçtiğimiz Şubat ayında İLKSAN kongresi bir kez daha toplanmış, hiçbir demokratik açılım yapılmadığı gibi yöneticilerin huzur hakkı arttırılmıştır. Eğitim Sen delegelerinin önergeleri tartışılmadan reddedilmiştir. Bakanlık İLKSAN üzerindeki denetimini ve etkisini azaltmak şöyle dursun tüm eğitim çalışanlarını kapsam içine alarak rantı büyütmeyi hedeflemektedir. Böyle bir süreçte ticari işletmelerle zarar ettirilen, yöneticilere verilen binlerce liralık huzur hakkıyla susturulan, üyesinin denetim ve yönetimine kapatılan, ama zorunlu üyeliği genişletilerek devam ettirilen İLKSAN vurgununa dur denmelidir. İLKSAN üyesi eğitim çalışanlarının sandığın geleceğine ilişkin irade beyanları son derece anlamlıdır. Bir örneğini aşağıda da göreceğiniz gibi eğitim emekçilerinin irade beyanlarını bu hafta okullarımıza ulaştıracağız. Sizlerin bu beyanları okuyup doldurarak temsilciliğimize ulaştırmanızı istiyoruz. Unutmayın sessiz kaldıkça İLKSAN kesintilerimiz yok olacaktır. İlksan’daki bu rant oyununu bozabiliriz, bozmalıyız… |